Formasyon alıp almama kararı
okulun bize verip vermeyeceği derken biz 4.sınıflar formasyon almaya hak
kazandık.Gelecekte öğretmen olmak istediğimizi bilmeden gelecek kaygısıyla
başladık programa.Okul programı ve ayrıca her akşam saat 17:30-21:30 arası formasyon
programı olarak ayarlanmıştı.
Benim için her şey bundan sonra başladı. Öncelikle bu ağır
programa katılıp katılmama kararı almam gerekiyordu. Ben ne yaptım herzamanki
gibi ‘hasta’ gibi yaşamama politikasıyla programa katılma fakat ağır gelirse
bırakma kararı aldım. Bu kararın kaderim olacağını ozaman bilmiyordum..
Okul programı başlattı, Pazartesi
günü başlıyoruz.Bende yapıp yapamayacağıma dair duyduğum bir korkuyla karışık
heyecan var. O kadar motive olmama rağmen ilk gün beni yeterince sarsmıştı ama
yine de bu ağır programda yorulmanın normal olduğunu düşünerek bırakmak aklıma
gelmemişti henüz., ‘hasta’ gibi yaşamıyorum ya ondan galiba...
Metrodan çıktım eve yürüyorum
hala kendimi telkin ediyorum, bir şeyin yok Özge eve kadar yürüyebilirsin,
iyisin korkutma kendini vs sözlerini tekrarlayarak ve bildiğim duaları okuyarak
eve vardım. Eve vardığımda ‘çok şükür bu eve girebildim’ dediğimi
anımsıyorum.Ama gerisini hatırlamıyorum eve girdikten sonra ne yaptım? Yemek
yedim mi televizyonu açtım mı yoksa üzerimi değişip hemen yattım mı? Sabah
uyandığımda dinlenmiş olarak kalkmıştım. Hani yataktan kaltığınızda
gülümsüyerek kalkarsınız nedenini bilmediğiniz şekilde mutlusunuzdur ya, o
sabah ben de öyleydim. Kalktım, pencereden dışarı baktım, ağzıma iki badem attım
ve mutfağa geçtim. Çayın suyunu koydum bir yandan da bulaşıkları
yıkıyordum.Hafifçe başım karıncalanmaya, çekilmeye başladı. Ben bu hisse alışık
olduğum için panik yapmadım, bulaşık yıkamaya devam ediyordum bir yandan da
kendimi telkin ediyordum tabii.’Böyle olur geçer Özge panik yapma tamam
geçecek’ ama bu sefer olan herzamankinden farklıymış, geçmedi hatta artıyordu
işte ozaman dedim Özge kendini telkin etmekle olacak gibi değil bu buradan çık
yatağına yat. Bıraktım her şeyi fakat geç kalmıştım ikinci adımımı atamadan
bayılmıştım.Mutfakta düz betona kafamı(tam yara yerini) çarparak bayılmışım. Bu
olay benim hayatımda çok şeyi değiştirecekti.
Hastane günlüğü,
O tarihi artık hiç unutmayacağım
heralde 26 Ocak 2011 Çarşamba 23 yıldır
beklediğim gün oldu saat 11.00 giriş 15.15 ayılma olarak sonlandı.
Uyandığımda yanımda Enver Amca
vardı Özge..Özge.. diye seslenerek uyandırmaya çalışıyordu beni. Uyandıktan
sonra sırayla sol elini sol ayağını sağ elini sağ elini hareket ettirmemi
istedi. Sonra yannımdan ayrıldı. Sonra öğrendim orası ‘yoğun bakım’ mış. Ne
biçim bir yerdi orası, kabus gibiydi. Yanımdaki adamı hiç
unutmayacağım.”kolum,kolum çok ağrıyor abiii kolumu kesin gevşetin şunu öldürün
beni dayanamıyorm hemşireeee! “ sürekli bağırıyordu hem de olanca gücüyle. O
ölmedi ama az kalsın beni öldürüyordu...Yoğun bakım odasında çok hemşire vardı
ama dikkatlerini çekmek de bir o kadar zordu. Belki de benim sesim çıkmadığı
içindir...Evet hemşirenin dikkatini çektim “Başım çok ağrıyor, bana iğne yap
uyut beni! (artık dayanamamış ağlıyordum)” hemşire ise güldü söylediğimi
tekrarlayarak sen hiç böyle iğne duydun mu özge? Senin uyumaman lazım.O an şoka
girdim galiba nasıl yani ben tüm gece uyumayacak mıyım? Hemşire; uyuyacaksın
tabi ama duşadan müdahaleyle uyutulamazsın dedi ve gitti. Sonra duydum ki Enver
Amcayla konuşuyor.. ve elinde bir ağrı kesici ile geldi. Bacağıma yaptığı
iğneden sonra üç saat uyuyabildim ama sonra tüm gece iğne vurulan bacağımı
haraket ettiremedim. Olsun ben uyuyabilmiştim ya artık başım ağrımıyordu
ya...Zaman geçtikçe zorunlu olarak yatırıldığım pozisyon beni rahatsız etmeye
başladı artık buna bacağımın ağrısı da eklenmişti. Başım sarılmıştı ve 45
derece sola eğik bir açıyla yatıyordum. Daha sonra hemşireye başımı hareket
ettirmem biraz olsun sağa çevirmek için yalvardım ama olmaz dedi. Çok sonra
anladım ki uzun süre hareketsiz kalam sonucunda boynum tutulmuş ve artık o da
ağrımaya başlamıştı.
Uyandığımda çok susuzdum ama 4
saat beklemem gerekti iki yudum su içebilmem için. Daha sonra galiba ben biraz
sıvı alımını fazla kaçırdım ve istifra ettim. Çok kötüydü yatağına, yastığına
kusuyorsun ve acizsin hareket edemiyorsun birisi gelip temiizleyene kadar o
şekilde kalmak zorunda olduğunu bilmek o acizlik duygusu çok kötüydü.
Sesleniyordum ama kimse duymuyordu iki hemşire duydukları halde ilgilenmediler.
Karşımdaki yaşlı bir amcanın yanında duruyor bana bakıyor ama gelmiyorlardı. En
son beni duyan bir erkek hemşire geldi yanıma temizledi yatağımı. O an O’na
minnet duymuştum.
Yoğun bakımda saat ilerlemiyordu
duvardaki büyük saat da benim görüş açım içindeydi ve gözümü saatten
alamıyordum.Saat 7.30 du telefonda konuşan hemşire Enver bey demişti...Enver
Amca’nın araması beni çok mutlu etmişti.O’nu görmeyi çok istiyordum, O gelince
nasıl yalvarayım da beni bu odadan çıkarsın diye düşünüyordum.Artık O’nun
gelişine odaklanmıştım, beni burdan kurtaracaktı. Daha sonra anladığıma göre
Enver Amca benim MR’ımın çekilmesini istemişti.Hazırlık kavga gürültü vs sonucunda
beni MR a götürmek üzere yoğun bakımdn çıkardılar. Tekrar yoğun bakıma
götürülürken annemi gördüm çok şaşırdım çünkü ben MR’a giderken yakınımı
görebilecek miyim diye sorduğumda ‘hayır’ demişlerdi.Kısa bir süre olsada o
odadan çıkmak beni çok mutlu etmişti ama tekrar beni yatağıma yatırdılar. Artık
Enver amca’mı beklemeye başlamıştım..EVEETT! geldi çıkan MR’ıma bakıyordu acaba
son durum nasıldı artık benim MR’ım nasıldı çok merak etmiştim.Enver Amca
bakarken ben de bakmaya çalıştım ama göremedim çünkü ben boynumu hareket
ettiremiyordum. Biraz umutsuz ama tüm gücümle ‘Enver Amca’ dedim. Beni duydu
hemen yanıma geldi tek söylediğim söz ‘beni burdan çıkar’ oldu. Enver Amca
gülümsedi –değil mi ben de öyle düşünmüştüm dedi. Hemşireye çıkışını yapın dedi
ve gitti.
Bu kez piyasaya baş hemşire
çıktı. Bir kez daha sabretmem gerekiyordu. Hemşireleri azarlıyor işleri
yetiştiremedikleri için sürekli bağırıyordu. Benim hemşirem hastamın çıkışını
yaptıktan sonra ilgilenecem işlerle demesine rağmen O bunu kabul etmedi ve önce
işlerini halletmesini söyledi. Anladım ki biraz daha sabretmem gerekiyordu.
Biraz üzülmüştüm hemen çıkamadım diye ama olsun biraz geç olsa da çıkacaktım ya mutluydum....
Serviste....
Beyin cerrahi ve estetik
kliniğine getirdiler beni
24,10,2011
Hiç aklımdan çıkmıyorlar,
hastanede yaşadığım günler...üstenden sekiz ay geçmesine rağmen uzvumun bir
parçası ayrılamadı hastanede yattığım odadan, ameliyat masasından, dar ve uzun
koridorundan...
Neden gittiğimi bildiğim halde
güle,oynaya gitmiştim Mersin Devlet Hastanesi’ne. Hastenenin dış görünüşüyle
içi birbirinden o kadar farklı ki..Enver Amca’mın odasına girdik annem, babam
ve ben.Oturduğum sandalyeden karşı kapıya zor gitmiş içeri zor atmıştım
kendimi.Benim halim oradaki tansiyonu düşürmeye yetmedi bununla beraber sinek
vızıltısını dahi işitecek halde değildim. Enver Amca’mın odasında hemen kapı
eşiğinde duran sandalyeye oturdum ya da oturtuldum.Başımı taşıyacak kadar dahi
gücüm olmadığı için boynum tamamen bükülmüştü ve başım yere paralel bir haldeydi.
Gözlerimde kapalı tepkisiz fakat huzur içinde oturdum.Sıranın bana gelmesini
bekliyordum.Bu süre zarfında birkaç hasta girdi odaya muayene oldu.Hasta doktor
diyaloglarını duyuyordum fakat içeriden veya dışarıdan herhangi bir tepki
veremiyordum. Birkaç defa gözlerimi açabildim.Hala ayık olup olmadığımı kontrol
etmek istiyordum. Enver Amca, arada bana laf atıyor benimle konuşmaya
çalışıyordu ama bu mümkün değildi. Yine de O bir ümit bana sesleniyordu fakat
benden en ufak bir tepki gelmeyince kendi kendine konuşmaya devam ediyordu.
Sorun çıkaran, kavga eden
hastalardan bıkan hemşire , şu hale bak acil hastalara bile yardım edemiyoruz!
Diyerek tepkisini dile getirmişti. Acaba yanı başındaki sandalye de öylece
oturup sıramın gelmesini beklemek vicdanını nasıl uyarmıştı da dayanamayıp
vicdanının sesini ordaki kalabalığa da duyurmak istemişti. Hemşirenin umduğu
gibi olmadı, hasta,yorgun,tahammülsüz kalabalık sesini yutmuştu. Ben ise
duyduğum ve yaşadığım iki farklı alem olduğunu sanarak , rahatsız sandalyede en
ufak bir yaşam belirtisi vermeksizin bekliyordum. Görmediğim için yaşı hakkında bir fikrim
olmadığı fakat şikayetlerinden yaşlı olması gerektiği kanısına vardığım bir
amca Enver Amca’ya dertlerini yakınırken,O babacan gülüşüyle, Ben sana bir şey
söyleyeyim mi? Argo tabirle senin kaporta bozulmuş, dedi.Çok güldüm belki
kahkahalarla . Ruhum gülmekten mest olmuş bedenim tepki veremiyordu. O
zaman ruhumun bedenimden ayrıldığını
artık onu kontrol edemediğini düşünmüştüm.
Özgeyevski
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder