11 Mayıs 2013 Cumartesi

Hastane Günlüğü


Formasyon alıp almama kararı okulun bize verip vermeyeceği derken biz 4.sınıflar formasyon almaya hak kazandık.Gelecekte öğretmen olmak istediğimizi bilmeden gelecek kaygısıyla başladık programa.Okul programı ve ayrıca her akşam saat 17:30-21:30 arası formasyon programı olarak ayarlanmıştı.
Benim için her şey  bundan sonra başladı. Öncelikle bu ağır programa katılıp katılmama kararı almam gerekiyordu. Ben ne yaptım herzamanki gibi ‘hasta’ gibi yaşamama politikasıyla programa katılma fakat ağır gelirse bırakma kararı aldım. Bu kararın kaderim olacağını ozaman bilmiyordum..
Okul programı başlattı, Pazartesi günü başlıyoruz.Bende yapıp yapamayacağıma dair duyduğum bir korkuyla karışık heyecan var. O kadar motive olmama rağmen ilk gün beni yeterince sarsmıştı ama yine de bu ağır programda yorulmanın normal olduğunu düşünerek bırakmak aklıma gelmemişti henüz., ‘hasta’ gibi yaşamıyorum ya ondan galiba...
Metrodan çıktım eve yürüyorum hala kendimi telkin ediyorum, bir şeyin yok Özge eve kadar yürüyebilirsin, iyisin korkutma kendini vs sözlerini tekrarlayarak ve bildiğim duaları okuyarak eve vardım. Eve vardığımda ‘çok şükür bu eve girebildim’ dediğimi anımsıyorum.Ama gerisini hatırlamıyorum eve girdikten sonra ne yaptım? Yemek yedim mi televizyonu açtım mı yoksa üzerimi değişip hemen yattım mı? Sabah uyandığımda dinlenmiş olarak kalkmıştım. Hani yataktan kaltığınızda gülümsüyerek kalkarsınız nedenini bilmediğiniz şekilde mutlusunuzdur ya, o sabah ben de öyleydim. Kalktım, pencereden dışarı baktım, ağzıma iki badem attım ve mutfağa geçtim. Çayın suyunu koydum bir yandan da bulaşıkları yıkıyordum.Hafifçe başım karıncalanmaya, çekilmeye başladı. Ben bu hisse alışık olduğum için panik yapmadım, bulaşık yıkamaya devam ediyordum bir yandan da kendimi telkin ediyordum tabii.’Böyle olur geçer Özge panik yapma tamam geçecek’ ama bu sefer olan herzamankinden farklıymış, geçmedi hatta artıyordu işte ozaman dedim Özge kendini telkin etmekle olacak gibi değil bu buradan çık yatağına yat. Bıraktım her şeyi fakat geç kalmıştım ikinci adımımı atamadan bayılmıştım.Mutfakta düz betona kafamı(tam yara yerini) çarparak bayılmışım. Bu olay benim hayatımda çok şeyi değiştirecekti. 

Hastane günlüğü,
O tarihi artık hiç unutmayacağım heralde 26 Ocak 2011 Çarşamba  23 yıldır beklediğim gün oldu saat 11.00 giriş 15.15 ayılma olarak sonlandı.
Uyandığımda yanımda Enver Amca vardı Özge..Özge.. diye seslenerek uyandırmaya çalışıyordu beni. Uyandıktan sonra sırayla sol elini sol ayağını sağ elini sağ elini hareket ettirmemi istedi. Sonra yannımdan ayrıldı. Sonra öğrendim orası ‘yoğun bakım’ mış. Ne biçim bir yerdi orası, kabus gibiydi. Yanımdaki adamı hiç unutmayacağım.”kolum,kolum çok ağrıyor abiii kolumu kesin gevşetin şunu öldürün beni dayanamıyorm hemşireeee! “ sürekli bağırıyordu hem de olanca gücüyle. O ölmedi ama az kalsın beni öldürüyordu...Yoğun bakım odasında çok hemşire vardı ama dikkatlerini çekmek de bir o kadar zordu. Belki de benim sesim çıkmadığı içindir...Evet hemşirenin dikkatini çektim “Başım çok ağrıyor, bana iğne yap uyut beni! (artık dayanamamış ağlıyordum)” hemşire ise güldü söylediğimi tekrarlayarak sen hiç böyle iğne duydun mu özge? Senin uyumaman lazım.O an şoka girdim galiba nasıl yani ben tüm gece uyumayacak mıyım? Hemşire; uyuyacaksın tabi ama duşadan müdahaleyle uyutulamazsın dedi ve gitti. Sonra duydum ki Enver Amcayla konuşuyor.. ve elinde bir ağrı kesici ile geldi. Bacağıma yaptığı iğneden sonra üç saat uyuyabildim ama sonra tüm gece iğne vurulan bacağımı haraket ettiremedim. Olsun ben uyuyabilmiştim ya artık başım ağrımıyordu ya...Zaman geçtikçe zorunlu olarak yatırıldığım pozisyon beni rahatsız etmeye başladı artık buna bacağımın ağrısı da eklenmişti. Başım sarılmıştı ve 45 derece sola eğik bir açıyla yatıyordum. Daha sonra hemşireye başımı hareket ettirmem biraz olsun sağa çevirmek için yalvardım ama olmaz dedi. Çok sonra anladım ki uzun süre hareketsiz kalam sonucunda boynum tutulmuş ve artık o da ağrımaya başlamıştı.
Uyandığımda çok susuzdum ama 4 saat beklemem gerekti iki yudum su içebilmem için. Daha sonra galiba ben biraz sıvı alımını fazla kaçırdım ve istifra ettim. Çok kötüydü yatağına, yastığına kusuyorsun ve acizsin hareket edemiyorsun birisi gelip temiizleyene kadar o şekilde kalmak zorunda olduğunu bilmek o acizlik duygusu çok kötüydü. Sesleniyordum ama kimse duymuyordu iki hemşire duydukları halde ilgilenmediler. Karşımdaki yaşlı bir amcanın yanında duruyor bana bakıyor ama gelmiyorlardı. En son beni duyan bir erkek hemşire geldi yanıma temizledi yatağımı. O an O’na minnet duymuştum.
Yoğun bakımda saat ilerlemiyordu duvardaki büyük saat da benim görüş açım içindeydi ve gözümü saatten alamıyordum.Saat 7.30 du telefonda konuşan hemşire Enver bey demişti...Enver Amca’nın araması beni çok mutlu etmişti.O’nu görmeyi çok istiyordum, O gelince nasıl yalvarayım da beni bu odadan çıkarsın diye düşünüyordum.Artık O’nun gelişine odaklanmıştım, beni burdan kurtaracaktı. Daha sonra anladığıma göre Enver Amca benim MR’ımın çekilmesini istemişti.Hazırlık kavga gürültü vs sonucunda beni MR a götürmek üzere yoğun bakımdn çıkardılar. Tekrar yoğun bakıma götürülürken annemi gördüm çok şaşırdım çünkü ben MR’a giderken yakınımı görebilecek miyim diye sorduğumda ‘hayır’ demişlerdi.Kısa bir süre olsada o odadan çıkmak beni çok mutlu etmişti ama tekrar beni yatağıma yatırdılar. Artık Enver amca’mı beklemeye başlamıştım..EVEETT! geldi çıkan MR’ıma bakıyordu acaba son durum nasıldı artık benim MR’ım nasıldı çok merak etmiştim.Enver Amca bakarken ben de bakmaya çalıştım ama göremedim çünkü ben boynumu hareket ettiremiyordum. Biraz umutsuz ama tüm gücümle ‘Enver Amca’ dedim. Beni duydu hemen yanıma geldi tek söylediğim söz ‘beni burdan çıkar’ oldu. Enver Amca gülümsedi –değil mi ben de öyle düşünmüştüm dedi. Hemşireye çıkışını yapın dedi ve gitti.
Bu kez piyasaya baş hemşire çıktı. Bir kez daha sabretmem gerekiyordu. Hemşireleri azarlıyor işleri yetiştiremedikleri için sürekli bağırıyordu. Benim hemşirem hastamın çıkışını yaptıktan sonra ilgilenecem işlerle demesine rağmen O bunu kabul etmedi ve önce işlerini halletmesini söyledi. Anladım ki biraz daha sabretmem gerekiyordu. Biraz üzülmüştüm hemen çıkamadım diye ama olsun biraz geç olsa da  çıkacaktım ya mutluydum....
Serviste....
Beyin cerrahi ve estetik kliniğine getirdiler beni


24,10,2011
Hiç aklımdan çıkmıyorlar, hastanede yaşadığım günler...üstenden sekiz ay geçmesine rağmen uzvumun bir parçası ayrılamadı hastanede yattığım odadan, ameliyat masasından, dar ve uzun koridorundan...
Neden gittiğimi bildiğim halde güle,oynaya gitmiştim Mersin Devlet Hastanesi’ne. Hastenenin dış görünüşüyle içi birbirinden o kadar farklı ki..Enver Amca’mın odasına girdik annem, babam ve ben.Oturduğum sandalyeden karşı kapıya zor gitmiş içeri zor atmıştım kendimi.Benim halim oradaki tansiyonu düşürmeye yetmedi bununla beraber sinek vızıltısını dahi işitecek halde değildim. Enver Amca’mın odasında hemen kapı eşiğinde duran sandalyeye oturdum ya da oturtuldum.Başımı taşıyacak kadar dahi gücüm olmadığı için boynum tamamen bükülmüştü ve başım yere paralel bir haldeydi. Gözlerimde kapalı tepkisiz fakat huzur içinde oturdum.Sıranın bana gelmesini bekliyordum.Bu süre zarfında birkaç hasta girdi odaya muayene oldu.Hasta doktor diyaloglarını duyuyordum fakat içeriden veya dışarıdan herhangi bir tepki veremiyordum. Birkaç defa gözlerimi açabildim.Hala ayık olup olmadığımı kontrol etmek istiyordum. Enver Amca, arada bana laf atıyor benimle konuşmaya çalışıyordu ama bu mümkün değildi. Yine de O bir ümit bana sesleniyordu fakat benden en ufak bir tepki gelmeyince kendi kendine konuşmaya devam ediyordu.
Sorun çıkaran, kavga eden hastalardan bıkan hemşire , şu hale bak acil hastalara bile yardım edemiyoruz! Diyerek tepkisini dile getirmişti. Acaba yanı başındaki sandalye de öylece oturup sıramın gelmesini beklemek vicdanını nasıl uyarmıştı da dayanamayıp vicdanının sesini ordaki kalabalığa da duyurmak istemişti. Hemşirenin umduğu gibi olmadı, hasta,yorgun,tahammülsüz kalabalık sesini yutmuştu. Ben ise duyduğum ve yaşadığım iki farklı alem olduğunu sanarak , rahatsız sandalyede en ufak bir yaşam belirtisi vermeksizin bekliyordum.  Görmediğim için yaşı hakkında bir fikrim olmadığı fakat şikayetlerinden yaşlı olması gerektiği kanısına vardığım bir amca Enver Amca’ya dertlerini yakınırken,O babacan gülüşüyle, Ben sana bir şey söyleyeyim mi? Argo tabirle senin kaporta bozulmuş, dedi.Çok güldüm belki kahkahalarla . Ruhum gülmekten mest olmuş bedenim tepki veremiyordu. O zaman  ruhumun bedenimden ayrıldığını artık onu kontrol edemediğini düşünmüştüm.

Özgeyevski

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder