Yaşam dediğimiz inişli çıkışlı
bir çizgi, diyerek böylesine klasik bir cümle kullanmak istemezdim. Fakat
klasikten kastımız nedir ki? Yaşanmışlıklar sonunda elde ettiklerimiz değil
midir? Yanlışsam düzelltin siz. Yüzüme karşı söyleme imkanınız yok ama kendi
kendinize söyleyerek de yapabilirsiniz bunu. Kendi kendine konuşana ‘deli’
demezler mi sonra, derseniz eğer. Ben demem. Ben çok konuşurum kendi kendimle,
öyle manası olmayan eksik cümleler söylerim herkesin duyabileceği seste. Sonra
bunu duyanlar suratıma bakarlar anlamak ister gibi. Ben her şeyin
farkındayımdır ama hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi davranırım sanki o manasız
cümle benden çıkmamış gibi. Yani ne söylememi bekliyorlar bilmiyorum.
İnsanlardaki merak dürtüsü gerçekten aşırı, benim kafamdan geçenleri neden
öğrenmek ister, varlığımdan dahi o ana kadar haberi olmayan bir yabancı.
Çevremizdekilerin varlığını umursamadan
yaptığımız eylemler sonucunda akıl sağlığı yerinde değil yakıştırmasına maruz
kalırız. Ben bunu tecrübe ettiğim için biliyorum. Belki yanlış ama tüm olayın
böyle geliştiğini düşündüğüm için umursamıyorum. Belki de umursamadığım için,
beklenilen davranışı göstermediğim için
akıl sağlıyım yerinde değil sonucuna varabiliriz. Ben bir başkasının
kendi kendiyle konuşmasına şahit olduğumda bir sıfat yakıştırmaya çalışmam ona.
Oda benden, derim. Anladığımı düşünürüm onu. Halbuki nasıl anlayabilirim ki?
Farklı yaşanmışlıklar, farklı duygularla bezenmiş bambaşka bir insan o. Tabi bu
eyleminde aşırıya gitmediği sürece anladığımı düşünürüm, sonra bende başkaları
gibi, yazık hasta, damgasını yapıştırıveririm o insana.En sinirlendiğim
şeylerden biridir hastalıktan dolayı acıma ifadesi olan ‘yazık’ kelimesinin
kullanılması.
Ben kim oluyorum ki, biz kim oluyoruz ki
başklarının eylemlerinin yanlış, aşırı, hastalıklı olduğuna karar verme
yetkisini kendimizde görebiliyoruz? Hepimizin tek seçeneği var o da çoğunluğa
uymak yoksa bir sorunumuz var demektir. Önceleri buna inanmasak da, ne kadar
çok sosyolaşirsek o kadar kısa zamanda inanmaya başlarız bizde bir sorun
olduğuna ve diğerlerinin normal olduğuna. Ben tepkiliyim bu ‘normal ‘
kelimesine. Belki içgüdüsel olarak,belki
bilmeden ama öğretilmiş bir davranış olarak nasıl da bağlıyız normale.
Eğer bu kelimenin kapsamını kocaman bir çembere benzetecek olursak kimse çıkmak
istemez o daireden. Çıkan insanlar vardır ve çıktıkları andan itibaren de bizim
yaftalarımıza maruz kalan insanlar.Kimisi doğuştan farklı gelmiştir dünyaya
onun sıfatı dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren bellidir. Özürlü deriz biz
onlara. Bebekken bilmez insan, çocukken anlamaz, büyüyüp aklı erince de ne
hisseder, yaşamaya devam edebilmek için ne yollar arar kendine hangi deliklere
girer, hangi derinliklerde kaybolur hiçbirimiz bilmeyiz. Biz sebep olduk
hepsine ama davranışlarımızın bir başka bireyde nelere neden olduğunu , neye
sebep olduğumuzu bilemeyiz. Bilseydik belki nefret ederdik kendimizden ya da
zayıf kişiliğe sahip diye onu suçlamaya devam ederdik. Kim bilir belki o kadar
üzülürdük ki, tüm dünyadan soyutluyarak kendimizi ben onu üzecek bir şey
yapmadım, aksine çok hassas davrandım . Böyle olmasının suçlusu benim dışımdaki
herkes derdik. Farklı farklı insanların olaya bakış açısını ve kendini
soyutlamının bir yolunu bulup vicdanını rahatlatmalarının örneklerini verdim.
Şahsen ortada somut bir gerçeklik varken ben kendimi sıyırıp vicdanımı
rahatlatmanın yolunu bulamam.Elbette benim de bir suçum var diye düşünürüm.
Vicdanını rahatlatabilenler benim yanlış yaptığımı söylerler. Ben de böyleyim
kendimi kandıramıyorum. Başkasına zarar verdiğim gibi kendime de zarar
veriyorum. Ama yanlış yapanın ben değil, tüm kendini aldatanların yaptığını
düşünüyorum.
Vicdan ne kutsal şeydir, sahip
olmayan bilmez. Ankara Emniyet Müdürlüğü binasın üstünde büyük harflerle
Herkesin polisi kendi vicdanıdır, yazar. O cümle tam olarak bu değilse bile bu
anlama gelen bir cümleydi. Yanlış demiyeceğim ama toplumun kabul etmediği
davaranışları yapmamızı engelleyen tek ve en güvenilir mercii vicdanımızdır.Din
ve ahlak ikisi de vicdana dayanır. Ahlaksızlık yapmak da dine karşı gelmek de
kişinin kendi inisiyatifindedir. Din cezayı ölünce verir ahlak da ise ötekiler.
Eğer ötekiler umrunda değilse insanın cezası da yoktur hiçbir yaptığının. Tabi
ben bu derece kimseyi umursamayacağına inanmıyorum kimsenin. Ayrıca benim
inancıma göre yaptıkların bir gün yakalar seni hiç ummadığın anda ve hiç
ummadığın yerde.Bu mevzu bambaşka bir derya , konuyu dağıtmayalım daga fazla.
Bizim normal değil
sıfatını taktıklarımızın bu durumda
isteyerek kaldıklarını düşünmüyorum ben. İstiyorum bu benim tercihim dese de
inanmıyorum ben ona. Herkes tarafından onay gören davranış ve duygu halinde
olmayı kim istemez ki, diye düşünüyorum kendi kendime. Ve bu insanlar
diğer tüm insanların normal kelimesinin
sıkı bir savunucusu olmasına karşın sevmezler bu kelimeyi. Bu keliminin ve
zıddının yaptığı çağrışımdan imadan hoşlanmazlar da ondan. Fakat ancak bunun
dışına çıkanlar bilir bunu. Sadece onlar farkına varabilir bunun. Ben de
normalin dışına çıkarak daldım bu düşüncelere. Bunları düşünmem , sitemim,
isyan var mı bilmiyorum bu satırların içinde ama her ne varsa hepsi de anormal
bir sürecin sonunda oluşmuş normal tepkilerdir.
Özgeyevski
Özgeyevski
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder