11 Mayıs 2013 Cumartesi

05.01.2012



Yaşam dediğimiz inişli çıkışlı bir çizgi, diyerek böylesine klasik bir cümle kullanmak istemezdim. Fakat klasikten kastımız nedir ki? Yaşanmışlıklar sonunda elde ettiklerimiz değil midir? Yanlışsam düzelltin siz. Yüzüme karşı söyleme imkanınız yok ama kendi kendinize söyleyerek de yapabilirsiniz bunu. Kendi kendine konuşana ‘deli’ demezler mi sonra, derseniz eğer. Ben demem. Ben çok konuşurum kendi kendimle, öyle manası olmayan eksik cümleler söylerim herkesin duyabileceği seste. Sonra bunu duyanlar suratıma bakarlar anlamak ister gibi. Ben her şeyin farkındayımdır ama hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi davranırım sanki o manasız cümle benden çıkmamış gibi. Yani ne söylememi bekliyorlar bilmiyorum. İnsanlardaki merak dürtüsü gerçekten aşırı, benim kafamdan geçenleri neden öğrenmek ister, varlığımdan dahi o ana kadar haberi olmayan bir yabancı.
 Çevremizdekilerin varlığını umursamadan yaptığımız eylemler sonucunda akıl sağlığı yerinde değil yakıştırmasına maruz kalırız. Ben bunu tecrübe ettiğim için biliyorum. Belki yanlış ama tüm olayın böyle geliştiğini düşündüğüm için umursamıyorum. Belki de umursamadığım için, beklenilen davranışı göstermediğim için  akıl sağlıyım yerinde değil sonucuna varabiliriz. Ben bir başkasının kendi kendiyle konuşmasına şahit olduğumda bir sıfat yakıştırmaya çalışmam ona. Oda benden, derim. Anladığımı düşünürüm onu. Halbuki nasıl anlayabilirim ki? Farklı yaşanmışlıklar, farklı duygularla bezenmiş bambaşka bir insan o. Tabi bu eyleminde aşırıya gitmediği sürece anladığımı düşünürüm, sonra bende başkaları gibi, yazık hasta, damgasını yapıştırıveririm o insana.En sinirlendiğim şeylerden biridir hastalıktan dolayı acıma ifadesi olan ‘yazık’ kelimesinin kullanılması.
 Ben kim oluyorum ki, biz kim oluyoruz ki başklarının eylemlerinin yanlış, aşırı, hastalıklı olduğuna karar verme yetkisini kendimizde görebiliyoruz? Hepimizin tek seçeneği var o da çoğunluğa uymak yoksa bir sorunumuz var demektir. Önceleri buna inanmasak da, ne kadar çok sosyolaşirsek o kadar kısa zamanda inanmaya başlarız bizde bir sorun olduğuna ve diğerlerinin normal olduğuna. Ben tepkiliyim bu ‘normal ‘ kelimesine. Belki içgüdüsel olarak,belki  bilmeden ama öğretilmiş bir davranış olarak nasıl da bağlıyız normale. Eğer bu kelimenin kapsamını kocaman bir çembere benzetecek olursak kimse çıkmak istemez o daireden. Çıkan insanlar vardır ve çıktıkları andan itibaren de bizim yaftalarımıza maruz kalan insanlar.Kimisi doğuştan farklı gelmiştir dünyaya onun sıfatı dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren bellidir. Özürlü deriz biz onlara. Bebekken bilmez insan, çocukken anlamaz, büyüyüp aklı erince de ne hisseder, yaşamaya devam edebilmek için ne yollar arar kendine hangi deliklere girer, hangi derinliklerde kaybolur hiçbirimiz bilmeyiz. Biz sebep olduk hepsine ama davranışlarımızın bir başka bireyde nelere neden olduğunu , neye sebep olduğumuzu bilemeyiz. Bilseydik belki nefret ederdik kendimizden ya da zayıf kişiliğe sahip diye onu suçlamaya devam ederdik. Kim bilir belki o kadar üzülürdük ki, tüm dünyadan soyutluyarak kendimizi ben onu üzecek bir şey yapmadım, aksine çok hassas davrandım . Böyle olmasının suçlusu benim dışımdaki herkes derdik. Farklı farklı insanların olaya bakış açısını ve kendini soyutlamının bir yolunu bulup vicdanını rahatlatmalarının örneklerini verdim. Şahsen ortada somut bir gerçeklik varken ben kendimi sıyırıp vicdanımı rahatlatmanın yolunu bulamam.Elbette benim de bir suçum var diye düşünürüm. Vicdanını rahatlatabilenler benim yanlış yaptığımı söylerler. Ben de böyleyim kendimi kandıramıyorum. Başkasına zarar verdiğim gibi kendime de zarar veriyorum. Ama yanlış yapanın ben değil, tüm kendini aldatanların yaptığını düşünüyorum.
Vicdan ne kutsal şeydir, sahip olmayan bilmez. Ankara Emniyet Müdürlüğü binasın üstünde büyük harflerle Herkesin polisi kendi vicdanıdır, yazar. O cümle tam olarak bu değilse bile bu anlama gelen bir cümleydi. Yanlış demiyeceğim ama toplumun kabul etmediği davaranışları yapmamızı engelleyen tek ve en güvenilir mercii vicdanımızdır.Din ve ahlak ikisi de vicdana dayanır. Ahlaksızlık yapmak da dine karşı gelmek de kişinin kendi inisiyatifindedir. Din cezayı ölünce verir ahlak da ise ötekiler. Eğer ötekiler umrunda değilse insanın cezası da yoktur hiçbir yaptığının. Tabi ben bu derece kimseyi umursamayacağına inanmıyorum kimsenin. Ayrıca benim inancıma göre yaptıkların bir gün yakalar seni hiç ummadığın anda ve hiç ummadığın yerde.Bu mevzu bambaşka bir derya , konuyu dağıtmayalım daga fazla.
 Bizim normal değil sıfatını taktıklarımızın  bu durumda isteyerek kaldıklarını düşünmüyorum ben. İstiyorum bu benim tercihim dese de inanmıyorum ben ona. Herkes tarafından onay gören davranış ve duygu halinde olmayı kim istemez ki, diye düşünüyorum kendi kendime. Ve bu insanlar diğer  tüm insanların normal kelimesinin sıkı bir savunucusu olmasına karşın sevmezler bu kelimeyi. Bu keliminin ve zıddının yaptığı çağrışımdan imadan hoşlanmazlar da ondan. Fakat ancak bunun dışına çıkanlar bilir bunu. Sadece onlar farkına varabilir bunun. Ben de normalin dışına çıkarak daldım bu düşüncelere. Bunları düşünmem , sitemim, isyan var mı bilmiyorum bu satırların içinde ama her ne varsa hepsi de anormal bir sürecin sonunda oluşmuş normal tepkilerdir.

Özgeyevski

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder