Madem
konuşarak çözemiyordum problemlerimi.. Yazmam gerekiyor dedim kendime. Kendi
küllerimden yeniden doğabilmek için gayret göstermeliydim. Ve bu yolda tek
başımaydım. Bunu biliyordum, hissediyordum. İçimde kırılıp etrafa belirsizce
dağılan duygularımı toplamaya gücüm yoktu. O duyguları terketmeye, herşeye
yeniden başlamaya karar vermiştim. Bunu kendim için yapmalıydım. Daha iyi
olabilmek, mutlu olduğumu hissedebilmek için yapmalıydım. Hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağı, benim eski ben olmayacağım bir gerçekti. Fazlasıyla kaybım vardı kendimden. Toparlanmaya çalışmak belkide hala savaştığımın bir kanıtıydı. Bilemiyorum.
Çok basit şeylerden alınabiliyor, çok basit şeylere kızabiliyordum. Beni üzen şeyleri asla unutmuyordum. Hissettiklerimi unutmam mümkün değildi. Konuşamadıklarım içimde yanan bir taş gibi oturmuştu. Her seferinde yandıkça yanıyordu. Ne diyeceğimi bilememekten, gerçekleri öğrenmek isteyip istemediğimi bilmediğimden, doğru dürüst tepki bile veremediğimden nefes bile almak zordu benim için.
Ah İstanbul...
Bana öyle çok verdin ki sevdiklerimi...
Benden öyle çok aldın ki sevdiklerimi...
Dengeyi kuramadım. Göz yaşlarımı Sultan Ahmet'te, kahkahalarımı Beşiktaş sahilinde bıraktım ben. En sevdiklerimi acımasız bir şekilde kopardın benden. Seni sevdiğim kadar nefret de ettim senden. Bir daha sana dönmemek üzere kaçabilsem senden, her şeyi gerçekten geride bırakabileceğimi bilsem, ah bi bilsem... Kanatlarımı sen yapar, yine uçar kaçarım senden.
Ben seni çok sevdim dost. Öyle sevdim ki. Sen benim özgürlük, sevda, cesaret, en önemlisi de dost tanımımdın. Seni şu an sevmiyorum asla diyemem. Ama öyle kırgınım ki sana, öyle yaralar bıraktın ki bende.. Seni uzak tutma zamanım gelmiş kendimden. Küçücük olayı abartırım ya ben hani... O bizim sonumuz oldu dost. Demişsin ya '' Mutlu edemiyorsan son selamın vakti gelmiştir.'' diye mutlu ettiğin kadar üzüldüm ben. Belki de daha çok üzüldüm. İnan bunun ayrımını yapacak durumda bile değilim henüz. Ama son gün, o son güneşli haziran günü sana yine kırılarak bitirdim ben. Biz neden böyle olduk diye ne çok sordum ve ne çok cevap alamadım ben biliyor musun? Senin koca yalanının gerçek olduğu o günden beri nasıl uzağım ben kendimden sen biliyor musun? Kendimi senin o yalanına oturtmaya çalıştığım o zor günlerde ne kadar yalnızdım biliyor musun? Seni affetmeye ne kadar uğraştığımı biliyor musun? Ama hayır sen bunu haketmiyormuşsun. Benim tanıdığım sen zaten sen değilmişsin. Ben seni kafamda öyle güzel şekillendirmişim ki, sen de o role bürünüp parçam oluvermişsin. Sen giderken beraberinde beni de götürdün dost. Beni bende bırakmadın. Ben artık bambaşka biri olma yolundayım. Kararlıyım. Yeniden başlayacağım.
Bu dönem kendimi kitaplara verdim seni düşünmemek, sana daha fazla sinirlenmemek için. Ne ben hakediyorum kendimi daha fazla parçalamayı ne de sen bu kadar düşünülmeyi. Kitaplarda bazen şifrelerin peşinde koşan bir adam oluveriyorum bazense toprağını güden bir ana... Ben olmamak için fazla uğraş veriyorum günlerdir. Kendimi dinlemek, kendim olmak istemiyorum bir süre. Kitapların sayfalarını kanat yaptım, kaçtıkça kaçıyorum kendimden.
Seni unutmak mı? Seni asla unutamam dost. Ama sen benim için artık bir anı oldun. O haziran akşamı öldün sen bende. Çektiğim ızdırabı bilemezsin. Kimse bilemez.
Ben böyle duygusal biri olmasaydım daha kolay geçer miydi bu alışma sürem?
Ben bu denli saf biri olmasaydım, sana inanmak o kadar kolay olur muydu?
Ben bu denli kararlı olmasam, senden bu şekilde vaz geçebilir miydim?
Bana yaşattığın güzel ve yalan günler aşkına!
Allah'a emanet ol dost!
'Nar'